Hürmüz’ün Düğümü ve Türkiye’nin Fırsat Penceresi
Londra merkezli araştırma kuruluşu Capital Economics, küresel piyasaların pek de duymak istemediği o senaryoyu yeniden masaya yatırdı. Gelişen Piyasalar Kıdemli Ekonomisti Liam Peach imzalı haziran raporu, ekonomi yönetimi için soğuk bir duş niteliğinde: ABD ve İran arasındaki Hürmüz Boğazı dengesi bozulursa, faturayı en ağır ödeyecek ülkelerin başında Türkiye geliyor.
Haksız bir tespit mi? Ne yazık ki hayır. Petrolün ve doğalgazın büyük bölümünü dışarıdan alan, cari açık yükünü sırtında taşıyan ve enflasyonla amansız bir mücadele veren bir ekonomi için küresel enerji fiyatlarındaki her sıçrama, doğrudan rezervlerimizi ve para politikamızı hedef alıyor. Hürmüz Boğazı’nda patlak verecek bir kriz, bizim içerideki makroekonomik dengelerimizi doğrudan sarsma potansiyeline sahip.
Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var. Jeopolitikte mutlak dezavantaj diye bir şey yoktur; doğru hamlelerle avantaja dönüştürülememiş krizler vardır. Tarih bize defalarca göstermiştir ki, deniz rotaları riske girdiğinde dünya yönünü kaçınılmaz olarak kara ve boru hattı alternatiflerine çevirir. İşte tam bu noktada Türkiye, kırılgan bir kurban olmaktan çıkıp küresel oyun kurucu bir “güvenli liman” haline gelebilir.
Peki, bu kırılganlığı nasıl bir güce dönüştüreceğiz? Cevap, rafta bekleyen stratejik projelerin vitesini artırmakta saklı.
İlk ve en radikal adım Irak Kalkınma Yolu Projesi (Development Road). Körfez’in (Katar ve BAE) devasa ticaret hacmini ve enerjisini, Hürmüz’ün riskli sularına hiç bulaştırmadan doğrudan Irak üzerinden Türkiye’ye, buradan da Avrupa’ya bağlamak artık bir fantezi değil, küresel bir zorunluluk. Bu hattın hızlandırılması, Hürmüz’ü tamamen baypas eden bir ticaret can damarı yaratacaktır.
İkincisi, Hazar Geçişli Enerji Koridorları. Orta Doğu petrolü Hürmüz’de sıkıştığı an, gözler alternatif arayacak. Güney Gaz Koridoru (TANAP) ve Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) boru hatlarının kapasitelerini hızla artırmak, Hazar ve Orta Asya enerjisini Avrupa için tek güvenli çare haline getirecektir. Batı’nın enerji arz güvenliği, kelimenin tam anlamıyla Türkiye’nin vanalarına bağlı olacaktır.
Son olarak, Lojistik ve Havacılık Hub’ı Olmak. Deniz yolları tıkandığında ve hava sahası kısıtlamaları arttıkça, İstanbul’un küresel kargo ve yolcu taşımacılığındaki köprü pozisyonu paha biçilemez bir hal alıyor. İstanbul Havalimanı ve lojistik merkezlerimizin altyapısını bu küresel kaymaya göre tahkim etmek zorundayız.
Özetle; Capital Economics’in işaret ettiği finansal riskler kapımızda. Ancak bu riskler, Türkiye’yi masada pasif bir oyuncu yapmaya yetmez. Deniz kilitlendiğinde kara ve boru hatları konuşur. Eğer stratejik hamleleri zamanında yapabilirsek, Hürmüz Boğazı’nın yarattığı küresel kriz dalgası Türkiye’yi boğmak yerine, onu küresel ticaretin vazgeçilmez güvenli limanı haline getirebilir.






