“Biz Bir Aileyiz” Söylemi Şirketinizi Batırır
Türkiye’de hemen hemen her şirketin duvarlarında, toplantı odalarında veya oryantasyon sunumlarında o büyülü cümleyi duyarsınız: “Biz burada büyük bir aileyiz.”
Kulağa ne kadar hoş, ne kadar sıcak geliyor değil mi? Aidiyet hissi yaratıyor, güven veriyor. Ancak size acı bir gerçekten bahsetmek zorundayım. Bu söylem, şirketinizin kurumsallaşma yolundaki en büyük tuzağıdır. Hatta daha ileri gideyim; “Biz bir aileyiz” yalanı, şirketinizin sonunu getirecek zehirli bir elmadır.
Neden mi? Çünkü aile sevgiyle, kurumsal hayat ise kuralla yaşar.
Ailede Hata Affedilir, Şirkette Hata Yönetilir Aile kavramının doğasında koşulsuz kabul vardır. Kardeşiniz hata yapsa da kardeşinizdir; çocuğunuz başarısız olsa da onu sevmeye devam edersiniz. Ailede performans değerlendirmesi yapılmaz. Akşam yemeğinde babanıza “Bu ayki babalık performansın hedeflerin altında kaldı, seninle yollarımızı ayırıyoruz” diyemezsiniz.
Ancak şirkette durum tam tersidir. Şirketler, kâr amacı güden, hedefleri olan ve verimlilik üzerine kurulu organizasyonlardır. Eğer çalışanlarınıza “aile üyesi” muamelesi yaparsanız, onların yetersizliklerini tolere etmek zorunda kalırsınız. “Biz aileyiz” dediğiniz an, profesyonel hesap verebilirliği duygusal bir zemine çekmiş olursunuz. Bir “aile üyesini” işten çıkarmak ihanet gibi algılanır; oysa yetersiz bir çalışanı sistemden çıkarmak profesyonel bir gerekliliktir.
Sadakat mi, Liyakat mi? Türk şirketlerinin kurumsallaşma yolunda ilerleyememesinin temel sebeplerinden biri de bu kavram karmaşasıdır. Ailede esas olan sadakattir, şirkette esas olan liyakattir.
Patronlar, kendilerine “baba” gibi davranılmasını istedikçe, etraflarını profesyonellerle değil, “itaatkâr evlatlarla” doldururlar. Eleştirinin olmadığı, “kol kırılır yen içinde kalır” mantığının işlediği yerde gelişim durur. Kurumsallaşma, patronun iki dudağı arasından çıkıp, sistemin kurallarına tabi olmak demektir. Ancak “aile” kültüründe kuralı baba koyar, baba bozar. Bu yapıda sistem kurulamaz.
Duygusal Bağlar Profesyonel Sınırları Yıkar Aile ortamında sınırlar esnektir, samimiyet esastır. Kurumsal hayatta ise sınırlar net olmalıdır. “Biz aileyiz” denilen yerde, mesai saatleri flurlaşır, görev tanımları “hatır gönül” işlerine karışır. Profesyonel bir yönetici, ekibinden performans talep ettiğinde “Bize ne oldu, hani biz kardeştik?” gibi duygusal manipülasyonlarla karşılaşır.
Sonuç: Aile Değil, Yüksek Performanslı Bir Spor Takımı Olun Netflix’in meşhur kültür dokümanında harika bir ifade vardır: “Biz bir aile değiliz, biz bir spor takımıyız.”
Bir spor takımında da bağlar kuvvetlidir, herkes birbirine yardım eder, herkesin ortak bir hedefi vardır. Ancak sahada iyi oynamayan, antrenmana gelmeyen veya takımı aşağı çeken oyuncu yedek kulübesine çekilir veya takımdan gönderilir. Ve kimse buna “aile faciası” demez; buna “takım yönetimi” denir.
Türk şirketlerinin kurumsallaşabilmesi için bu ayrımı netleştirmesi şarttır. Çalışanlarınızı sevin, onlara değer verin, insani şartlarda çalışmalarını sağlayın. Ama onlara “aileyiz” demeyin.
Çünkü günün sonunda şirketler sevgiyle değil, kurallarla, stratejiyle ve sürdürülebilir başarıyla ayakta kalır. Aile evde güzeldir; şirkette ise ihtiyacımız olan şey profesyonelliktir.






