GÜVENLİ LİMANLAR KONUŞULUYOR, PEKİ NEDEN GÜVENLİ DENİZLER YOK?
Lojistik ve ekonomi dünyasında en çok duyduğumuz, hatta ezberlediğimiz kavramlardan biridir: “Güvenli Liman”.
Ekonomik krizlerde yatırımcı parasını korumak için “güvenli liman” arar (altın, dolar vb.). Fırtınaya yakalanan gemi sığınacak bir “güvenli liman” arar. Sektör olarak bizler de limanlarımızı tel örgülerle, yüksek teknolojili X-Ray cihazlarıyla, biyometrik geçiş sistemleriyle ve uluslararası ISPS (Uluslararası Gemi ve Liman Tesisi Güvenlik Kodu) standartlarıyla donattık.
Bugün modern bir limana girmek, bir ülkenin sınırından girmekten çok daha zordur. Limanlarımız artık birer kaledir. İçeriye kuş uçurtmuyoruz, giren her konteyneri, her tırı, her personeli didik didik ediyoruz. Buraya kadar her şey harika.
Peki, o yükü o kaleye (limana) getiren gemiler? Onlar için denizler ne kadar güvenli?
Bu bölümde, sektörün görmezden geldiği ya da yeterince yüksek sesle konuşamadığı o büyük çelişkiye; “Güvenli Liman vs. Güvensiz Deniz” paradoksuna mercek tutacağız.
Kale Duvarları ve Vahşi Okyanuslar
Liman güvenliği (Port Security), özellikle 11 Eylül sonrası dünyada küresel ticaretin bir numaralı gündem maddesi oldu. Milyar dolarlar harcanarak liman sahaları sterilize edildi. Ancak lojistikte unuttuğumuz temel bir kural var: Bir zincir, en zayıf halkası kadar güçlüdür.
Tedarik zincirinin en savunmasız halkası artık limanlar değil, uluslararası sulardaki seyir güvenliğidir. Gemi halatlarını çözüp limandan ayrıldığı an, o “steril” güvenlik çemberinden çıkar ve tabiri caizse “vahşi” bir dünyaya adım atar.
Bir gemi kaptanını düşünün. Limandan çıkarken ISPS prosedürlerine göre onlarca imza atar, güvenlik seviyelerini kontrol eder. Ancak açık denize çıktığında; korsanlık faaliyetleri, bölgesel çatışmaların getirdiği füze tehditleri veya siber saldırılarla baş başadır. Kızıldeniz’de, Aden Körfezi’nde veya Karadeniz’in mayınlı sularında yaşananlar, limanlardaki o kusursuz, pırıl pırıl güvenlik önlemlerini bir anda anlamsız kılmıyor mu?
Yükün Sahipsizliği Sorunu
Uluslararası hukukta bir gemi açık denizdeyken, kıçında hangi bayrağı dalgalandırıyorsa o ülkenin toprağı sayılır. Teoride böyledir. Ancak pratikte, kriz anında ticaret gemileri okyanusun ortasında çoğu zaman yapayalnızdır.
Yük sahipleri (ithalatçı ve ihracatçılar) genellikle malın limana ne zaman varacağıyla ilgilenir. Malım gümrükten geçti mi? Depoya girdi mi? Ancak çok azı şu soruyu sorar: “Benim malımı taşıyan gemi, şu an dünyanın en tehlikeli sularından geçerken onu kim koruyor?”
Cevap ne yazık ki çoğu zaman “hiç kimse”dir. Veya sadece şans faktörüdür.
Görünmeyen Maliyet: Savaş Riski ve Sigorta
Güvensiz denizlerin faturası sadece can güvenliğiyle sınırlı değildir; bunun çok ciddi bir ekonomik bedeli vardır. Bir bölgede deniz güvenliği kaybolduğunda, devreye “War Risk Premium” (Savaş Riski Primi) girer. Navlun fiyatları bir gecede ikiye, üçe katlanır. Gemiler rotalarını değiştirir; Süveyş’ten geçmek yerine Ümit Burnu’nu dolaşmak zorunda kalırlar. Bu da fazladan yakıt, fazladan 10-15 gün süre ve raflardaki ürünlere yansıyan enflasyon demektir.
Yani, denizdeki güvensizlik, evimizdeki market alışverişinin fişine doğrudan yansır.
Özetle Bütünsel Güvenlik Şart
“Güvenli Denizler” kavramı, sadece askeri bir koruma kalkanı veya donanma gemilerinin devriye atması değildir. Bu; hukuksal altyapının, küresel sigorta sistemlerinin ve uluslararası iş birliğinin, denizin ortasındaki gemiyi de en az limandaki kadar güvende hissettirecek şekilde evrilmesidir.
Eğer biz lojistikçiler olarak sadece varış noktasındaki (limandaki) güvenliğe odaklanırsak, yolda kaybettiklerimizin hesabını veremeyiz. Lojistik, A noktasından B noktasına gitmekse; A ve B noktalarının güvenliği kadar, o iki nokta arasındaki o uzun, mavi “çizginin” güvenliği de bizim sorumluluğumuzdadır.
Limanlarımız güvenli olabilir, depolarımız yüksek güvenlikli olabilir. Ama denizlerimiz “tekin” değilse, ticaretin rotası her zaman risk altındadır. Artık masaya yatırmamız gereken konu “Liman Güvenliği” dosyasının yanına, çok daha kalın bir “Seyir Emniyeti ve Deniz Güvenliği” dosyası eklemektir.
Çünkü fırtına limanda değil, açık denizde kopar. Ve gerçek kaptanlar, o fırtınada gemisini yürütebilenlerdir; ancak onlara güvenli bir rota çizmek, dünya ticaretini yönetenlerin borcudur.
NOT: Afişler yapay zeka tarafından üretilmiştir.







