8 Mart Dijital Zirvesi’nin kıdemli iletişimci ve gazeteci-yazar Fügen Toksü‘nün konuk olduğu 5. paneli
Bölüm 1: İletişim, Etik ve İnsan Hakları
[01:37] Duayen iletişimci Fügen Toksü, toplumsal algının etik sınırlarını ve itibar mimarisini ele alıyor. Meselenin sadece kadın-erkek ayrımı değil, geniş perspektifli bir toplumsal cinsiyet eşitliği ve insan hakları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Bölüm 2: Evdeki Eşitlik: Eğitimin ve Rollerin Önemi
[04:49] Eşitlikçi bakış açısının evde, anne ve babanın birbirine olan davranışlarıyla başladığı üzerinde duruluyor. Toksü, çocukların gördüklerini uyguladığını belirterek; sevgi, şefkat ve adil bir ortamda yetişen nesillerin şiddetten uzak, sağlıklı bir toplum inşa edeceğinin altını çiziyor.
Bölüm 3: Anadolu Kadını ve Şiddetle Mücadele
[06:41] Kadın cinayetlerine ve güvenlik sorunlarına değinilen bu bölümde, şiddet eğiliminin eğitim seviyesinden bağımsız bir zihniyet sorunu olduğu tartışılıyor. Anadolu kadınının üretimdeki ve aile yönetimindeki güçlü rolüne dikkat çekilirken, çözümün erkeklerin bakış açısını değiştirmesinden geçtiği belirtiliyor.
Bölüm 4: Liyakat ve Kurumsal Hayatta Kadın
[10:01] İş dünyasında “kota” kavramı yerine liyakatin neden esas olması gerektiği anlatılıyor. Fügen Toksü, kadınların iş hayatına ara vermek zorunda kaldığı dönemlerin (annelik, yaşlı bakımı vb.) kurumsal sistemler tarafından desteklenmesi gerektiğini ve liyakatin cinsiyeti olmadığını ifade ediyor.
Bölüm 5: Değişen Kavramlar ve Gelecek 20 Yıl
[15:35] İletişim dünyasında kavramların hızla dönüştüğü, “iş adamı” yerine “iş insanı” tabirinin yerleştiği bir geçiş döneminde olduğumuz vurgulanıyor. Gelecek 20 yıl içinde sürdürülebilirlik ve eşitlikçi yaklaşımların sadece bir rapor maddesi değil, kurumların başarısı için temel bir gereklilik olacağı öngörülüyor.
Bölüm 6: Somut Adımlar: Kelimeler ve Masalların Değişimi
[18:48] Gelecek 8 Martları daha farklı konuşmak için bugün atılması gereken adımlar sıralanıyor. Pembe ve mavilerin, masalların ve oyuncakların cinsiyetçi kalıplardan kurtarılması; kız çocuklarının sadece “prenses” olarak değil, zorluklarla başa çıkan güçlü bireyler olarak yetiştirilmesi gerektiği vurgulanarak panel sonlandırılıyor.







